Bireysel Pişişim
Mükemmel insan yoktur, olgun insan vardır.
Hadi bir kişisel gelişim reçetesi de ben yazayım. Motivasyoncu koç(coach) pozları keseyim. Farkındalığın ne kadar önemli bir şey olduğundan dem vurayım. Bir de üstüne ‘bunu bunu’ yapmassan sen kaybedersin diyeyim. Şuursuzca(geçmiş-gelecek kavramsız) yaşayanların içinde lemurlarında olduğunu hatırlatayım. Kurum içi(blog içi) eğitim babında birşeyleri maddeleştirip ezberleteyim. İşte hamdım, piştim, olgunlaştım reçetesinin çetelesi:
0) Kendini tanımak (self-tanışım baya zordur genelde) (dikkat ettiysen 0(yazıyla sadece sıfır) dedim başa.. anladın sen..)
1) SWOT analizi, hususen zaaf ayıklaması
2) Hedef koyup sorumluluklarını bilmek
3) Fedakar olup sana ait birhangi şeylere kıyabilmek
4) Life-long sabır
5) Maddeler çoğaltılabilinir…gerisi size kalmış..(göz kıpraşımı)
Bu arada ahkam kesmek gayet nefissel tatmin sağlıyor biliyon mu? Ben yalayıp yuttum olayı. Ztn hep bu moddayım dostum. Mavi hapı yüzyıllar evvel seçtiydim. Sen sümüklü sümüklü kalecilik yapardın o sıralar (bayanlar için: evcilik [evcilik oynayan kız çocuğu kaldı mı acaba şehirde ??] ). 40 fırın baston ekmek için malzeme&sermaye de benden. Pek de bonkörüm: şekil 007.
Şimdilik yeter sana bu kadarı ! Feyz almaya devam etmek istiyorsan diğer postlarıma uzannn..
Sır
-EliZa Presents-
Siz bunu eğer bilmiyorsanız hemen hayatınızı değiştirmek için okuyun….
Atalarımızın eski cağlardan bu yana bize soylemedikleri bir şey vardı…onlar nesillerce bunu bizden saklamayı basardılar…bugüne dek…Bugün bunu bazı insanlar biliyorlar bazıları ise hala öğrenemediler…Bu soylediklerim artık bir sır olmayacak…evrenin sizin düsüncelerinize gore hareket ettiğini biliyor muydunuz?Diyelimki işten eve geldikten sonra postanızda pahalı bir fatura gordunuz,ve kendinizi negatifliztirip ”off bu yine gelecek,kurtulamicam daha pahalısı gelecek diye düşünürseniz o anda evren sizin icin uyum değistirecek ve bilin ki o faturalar yine gelecek…nasıl mı uygulayacaksınız?
Bunun 3 maddesi vardır:1) İSTE (Mesela basit bir örnek olarak bisiklet istiyorsan…)
2) İNAN
3) BEKLE
BU MADDELERDEN BİRİNİ UYGULAMASSANIZ SIR GERÇEKLESMEYECEKTİR…AMA yukardaki orneğe geri donersek,faturaların gelmeyeceğine inanırsanız,beklerseniz ve negatif dusunmesseniz kesinlikle gerçeklesecektir…
bunun devamını yazacağim……bu sadece ceğreği
Last Episode Terapi V
Aynı konu hakkındaki 5. yazım. Açıkçası birşeyi lastik gibi uzatmak beni bayıyor. Hele ’sağlıksızlık’ mevzu bahis olunca kendimi sanki acındırıyormuşum gibime geliyor yabancılara. Zerre acımayın efendim! Siz de vurun hatta…Anlatacaklarımın bilgilendirici olacağını umarak başlıyorum..
Önceki postları henüz okumayanlar için kısaca toparlamak gerekirse; Rorschach Testi (mürekkepler), Tematik Algı Testi (illustrasyonlar) ve (doğru-yanlış şıklı) Kişilik Tanıma Testlerine girmiştim. Her test için birer sayfalık pisikolojik tanı raporu yazmış hanım hekim. Gayet kompakt ve laf salatasından uzak, durumu açıklayıcı raporlar. Hanım hekim nasıl olduysa beni 80% yakalamış. Ben size kolaylık olsun diye maddeleştirip aktaracam. Aslında içerik baya bi kaybolacak ama blogda hepsini yayınlamam imkansız haliyle. Şu şekliyle bile baya uzun sürdü. Sanırım bir psikolojik tanının ne menem
birşey olduğuyla ilgili yeterince fikriniz olacaktır.
Rorschach Testi Tanı
-Entellektüel kapasitelerinin ve yaratıcılığının iyi olduğu izlenimi alınan danışanın(yani ben), testte son derece egosentrik ve negativist bir tutum içinde olduğu, bu nedenle de mevcut kapasitesini ortaya koyamadığı gözlemlenmiştir.
-Yoğun paranoid belirtiler, gerçeği test etmede zaman zaman oldukça patolojik(hastalıklı) değerlendirmeler
-Yoğun anksiyete
-Emosyonel uyaranlar çekim yaratmakla beraber huzursuzluk vermekte.
-Yoğun olan agresyonu(şiddet) denetleme güçlüğü
-Depresif belirtiler
-Latent psikotik öğeler (5-11 yaş arası dönem=latent)
-Zayıflamış ego yapısı. Korunmaya ihtiyaç duyması.
-Borderline durum
TAT Testi Tanı
- Egosantrik & negativist tutum
- Çevreyi tehdit edici bulması
- Son derece savunmacı, kendisini gizleyen yapısından ötürü psikodinamikleri hakkında yeterli bilgi alınamadı.
- Hikayelerin çoğu aksiyon filmlerinden çıkma. Kendi yaşantısı & çocukluk dönemine ait anılar yok.
- Depresif ve paranoid temalar.
- Duygusallığı & aileyi çağrıştıran temalardan rahatsız olup testi eleştirdiği, devule ettiği ve resimleri tümden reddettiği gözlemlenmiştir.
- Geleceği ait paranoid düşünceler.
Kişilik Testi Tanı
-Pasif-bağımlı. Yeteneksizliğini kompanse etmek ister.
-Kendisinden beklentisi yüksektir ancak açık ve belirgin bir amacı yoktur. Arzularını gerçekleştiremediğinden ötürü gergindir.
-Kişisel zayıflıkları inkar. Represif ve savunucu tutum.
Benim yorumum: Hepsi tamam da ; kadın bana ikide bir paranoyak demiş kiiii çileden çıkardı beni. Orjinal hikayeler&temalar üreteyim diye kasıtlı olarak çırpındıydım. Ve bunu da beğenmediğim resimlerde belirtiyordum alenen “aklıma orjinal birşeyler gelmiyor” diyerek. Sonuç?? Paranoyakımsılık teşhisi… Bir de bolca bilmediği kavram kullandıydım, o yüzden entel demiş herhalde :)
Dün, test sonuçları ve EEG raporuyla birlikte Üstad doktorun huzuruna çıktım. Tüm bunların Üstad’a ettiği mana; Sosyal fobi ve OCD ve benzeri endişe bozuklukları ve bunları gizleme eğilimi. He spotted me in every corner. Mealen şöyle dedi:
- Senin gibi hastalar entellektüelitesini sosyal hayatta derslerde ve benzeri yerlerde göstermekten ziyade muhataplarının açıklarını ustaca yakalamada kullanır (yani birileri üzerinden reyting yapmaya çalışırlar, kendileri öne çıkıp birşeyler başararak değil. Halbuki bunu yapacak gerekli donanım vardır ama hastalıklı bir şekilde yanlış yerde harcarlar). Kendilerini onlara göre şekil değiştirerek saklarlar (diyodum ya zihinsel köşe kapmaca gibi görüyorum diye, adam nasıl bildi ya.. pes ettim ztn bu cümleyi duyduktan sonra) .
Ayrıca Epilepsim varmış EEG raporuna göre.. Bir grup nöron saçmalıyor ama yeterli çoğunluk sağlanmadığından herhangi bir krize neden olmuyorlar, Allah’a şükür. Antidepresan verecekti, epilepsiye neden olur diye önce antiepileptik verdi. Geçen sene kullandığım antidepresan yüzünden ilk defa epilepsi krizi geçirmiştim hayatımda ve gerçekten çok korkutucuydu. İlk tabletten sonra kestim tabi. Artık asprin almaya bile çekiniyorum. İçtiğim tabletin boyu serçe tırnağınızın yarısı kadar minicik bişiydi. Aman aman amannn…
Sütten ağzım yandığı için sordum Üstad’a:
- Yazdığınız ilacı dediğiniz gibi 4 damla değilde, 5 damla alırsam nolur?
- Böyle kaskatı kesilirsin, gözlerin kayar..(bu sırada demonstrate ediyor vucut diliyle)… o zaman beni ararsınız..
- …… İyi de Doktor Beyyy …………!!!! (iç ses)
İlacı kullanmak yada kullanmamak bana kalmış artık :o
Şimdi de biraz komik bişiy anlatayım:
Akşam oldu eve döndük. Geceye doğru biraz garip hissettim kendimi(uykum geldiğinden imiş ama ben huylandım bi kere). Aklıma annemlerin ben ilaçtan çekindiğim için gizlice yemeğime katabiliteleri geldi. Sonra dedim ki kendi kendime: “olm sen kadının dediği gibi gerçekten paranoyaksın!! Ama hayır bunu kabul edemem, kadın muhakkak yanlış anladı beni ve asıl düşüncelerimin hep uçarı olduğunu sandı…!”. İşin kötüsü böyle bir senaryo uydurmak beni rahatsız etti çünkü annem bu tür bir hinliği yapacak cinsten biri hiç değil. Babam ise fayda göreceğimi düşünerek, annemi psikolojik ablukaya alıp yaptırabilir. Bununla beraber annemin benden benle ilgili birşeyi saklaması ve daha da öteye gidip aldatması da ne demek !? Yapamaz yani bunu…..Aynı zamanda içten içe düşünüyordum: ” yemekte fiyonk makarna vardı, tableti arasına katamaz, belli olur.. sonra etsiz çiğ köfte vardı, onu da yaymak için ezerek ekmeğin arasına koyarak yemiştim, tablet olsaydı görürdüm ezerken..”….falan fistann…… Uyudum…
Sabah oldu. Annem reçetelere bakayım dedi. Norodul isimli ilacı(antidepresan) görünce:
- Aa bak bu ilaç zararsız, yemeğine katmıştım ve baya iyileşmiştin o aralar. Sonra kestik. Hakkını helal et oğlum.
- Ya kriz geçirseydim. Kim dedi de kattın?
- Ben gidiyordum ya doktora bir ara. Sen ise gelmeyi reddedince o da bunu verdi.
- Kaç damla kattın peki?
- Hatırlamıyorum.
- Nasıl hatırlamassın? Sen koymuyor muydun?
- Reçetede kaç yazdığını hatırlamıyorum.
- E koyarken hayal et kendini. Ellerinle yapıyodun..
- ……….
Demek ki o kadar vicdan azabıyla yapıyormuş ki, biran evvel unutmak istediğinden bizzat eliyle yaptığı bir işi hatırlamıyor bile.. Ayrıca şunu anımsadım; Bir ara bunlar bana yemek koyuyordu ve bilgisayarın başından kalmayınca ikide bire gelip uyarıyolardı. Hele babam. Zanıyordum ki eskiden kalma alışkanlıkları tekrar nüksetti. Beni irrite ediyorlardı. Resmen kaşınıyolardı. Babam gelip yemeği soğutmamam üzerine cümle kurmaya kalkıyordu ki bu ölümcül hatalardan biridir…. Sonra kesildi… Herhalde ilacı damlatıp bozulmadan mideye indirmem için acele ettiriyorlardı… Gördüğünüz gibi bana paranoyakımsısın diyenler utansın !@# :D
Hyr, 4 damla koyuyor idiyse korkmadan kullanayım.. 3 damlaysa üstadın dediğine göre tesiri olmazmış…5 damlanın naptığını söledik.. :/
El-hasıl, naif bilinçaltım çöplük olmuş vaziyette, esasen böyle bir toplumda sağlıklı kalmak bir mucize. Etrafta gerçek anlamda hastalıklı düşünen çok insan var.
Sanki UFO Vol.2
Bu arada gerçekten UFO görmüş birini tanıyorum. İşbu vatandaş, Artvin’de çocukken köyde karşılaşmış “uçarayak tanınanamayan objeyle”.. Yaşı şu an 40 küsür. İnsanın daha evvel görmediği birşeyi hayal etmesi mümkün değildir kii bahsettiğim kişiyi güvenilir yapan en önemli unsur da bu bence. O yıllarda tv falan yok köyde haliyle. Bir yerden ilham almış olamaz as a child. Ayrıca yakinen de tanıyorum, Hiç ama hiç öyle sallayabiletesi olan biri değil.
Şöyle gelişmiş olay: Abisiyle beraber çayırdaymışlar. Yağmur yağmış. Oralarda suyla temas edince kına gibi elleri boyayan bi kaya varmış. Yağmurdan sonra ellerini boyamak için (çocuk eğlencesi işte) tepedeki kayalara tırmanmış. Abisi başka bir taraftaymış, beraber değilmişler. Tepenin en üstüne çıkınca ne görüyor bilin bakalım. Tepenin diğer yamacında saklanıyormuş yani. Bildiğimiz UFO gemisinin biraz elips modeliymiş. 4 metre genişlikte, 1 metre yükseklikte imiş approx. İçerideki şey(ler) insansa, yatar yada oturur pozisyonda olması lazım. Pencere mencere yokmuş. Gri, mat bi rengi varmış. Çok ince hafif tiz bir ses çıkarıyomuş. Aşağıda konuçlandığı yerden havalanıp kahramanımızla aynı hizaya gelmişler (sahneye bakar mısın!). Kısa bir süre bakışmışlar gemiyle. Sonra inanılmaz bi süratle kayboluvermiş. “O kadar hızlıydı ki kafamla takip edemeden yok oldu” diyordu. Sovyetlerin gizli uçaklarından biri diyesim geliyor ama şimdiye kadar piyasa çıkmış olurdu o takdirde…. Neyse, ben kendi geyiğime devam edeyim..
- Hizmet olarak senden dünyada hiç bir insanın bilmediği bir şeyi bana öğretmeni istiyordum en son.
- Hmmm… Quantum bilgisayarlarının kaşifi olmaya ne dersin?
- Onu bulacaklar, az kaldı.. Hem ibm bana yar etmez, pastırır parayı alır elimden projeyi. Sonra kucağımda bir kaç milyon dolarla kala kalırım.. Menü ‘de başka ne var?
- Seç o zaman Heroes’dan yada X-Man’den bir karakter.
- İzleyeli uzun zaman oldu, hatırlamıyorum şimdi en beğendimi. Ben kısaca sinsi bir güç istiyorum.
- Telepati’ye ne dersin?
- Bakh bu güzel.. Seni sevdim be.. kıyak çocukmuşs….. yani uzaylıymışsın..
- Getirin makineyi !!! (tayfasına seslenir)
- Ne makinası.. bizi bozmasın ?!
- Telaşlanma biz hep kullanıyoz bunları. Sağlık bakanlığımızdan yeni onaylandı, insanlara da zararı yokmuş.
- İyi bari..yapın napacaksanız…
(Makinayı gözüme tutar ve çok kuvvetli şualar gönderir.. 5 dk sersemlemiş(dizzy) gibi hissederim ama sonra alışırım)
- Sabahları kalkınca ortalama 30-45 dk hiç bişiy konuşmam.. Artık ağzımı açmadan uyanır uyanmaz online olabilecem he !.. Hergün gördüğüm insanlara karşı mrb, günaydın, iyi akşamlar gibi gereksiz kibarlıklar da kullanmam. Tabi “ayıp oluyoo” diyorlar ama artık bunun da çaresine bakmış olucam böylelikle.. Kullanım alanı oldukça geniş, gerçekten çok makbule geçti…sağol dostum..
- Hayrını gör abi. Bize müsade izninle..
- Okey cnm.. hadi kendinize iyi bakın..
- Açıkçası aynaya bakmaktan utanıyoz be abi.
- Hayırdır, niye ?
- Tipimizi görmüyormusun, resmen yaratığa benziyoz..
- Ama önemli olan insanın ..ee şey…uzaylının içinin güzelliği. Çok istiyorsan estetikle insana da benzeyebilirsin ama tavsiye etmem muhtelif nedenlerden ötürü. Zira böyle daha karizmasın.. Hele şu pembe tokalı da pek bi….anladın sen.. (pişkince sırıtarak göz kırparım)….
- Şşş ağır ol ustaaa… O benim kız kardeşim.
- (İki elimle sakin ol efektiyle) Hey adamım, take it easy! Madem öyle, işi resmiyete dökmeyi teklif ediyorum… Kahvenizi içmeye ne zaman gelelim?… Mmmm…Yada siz bize gelin, biz gelinceyece kadar ölürüz yolda.. bilmem kaç ışık yılı uzaktasın ya…
- Aslında bizim Orkide’de de ne zamandır söylenip duruyordu evde kaldım-kalıyorum diye… Kısmete bak, Damına düştüğüm insan, Damat oluverdi bi anda..
- Genetik uyuşmazlık fln sorun olur mu çocuk için peki?
- Hobbit gibi bişiy çıkar ortaya çok çok…
- Tıp dünyası için de eşsiz bir tecrübe olacaktır.. Ne zaman düğün yapalım dersin?
- Haftaya babanlarla tanışırız, iki hafta sonra da düğün yaparız. Bizim akrabalar biraz kalabalıktır.
- Ve biraz da Yeşil ! (sempatik gülüş eşliğinde)
(Bu samimi ortamı gök yüzünde beliren bir ateş topu bozuverir. Süratle üstümüze gelmektedir. Füzeler fırlatır. Hepimiz kaçışmaya başlarız. Her taraf patlama efektleriyle inlemektedir. Ben yerin altındaki hurricane sığınağına girerim, uzaylılar ise gemilerine doğru koşarlar, kontağı çevirirler.. Jıcın cınn cınn… Jıcınn cıınnn.. yok çalışmıyor…Füzelerden biri gemilerine isabet eder ve içerdeki 4 tayfa ruhunu teslim eder.. Bizim pembe tokalı, abisi ve diğer tayfa dışarı öksüre öksüre, yüzlerinde siyah is ve hafif yanıklarla dışarı çıkarlar. Düşman uzaylı bahçeme iniş yapar ve kapısı açılır. Mor pelerinli kötü adam elleri belinde beklemektedir. Ben sığınağın kapağını aralamış çaktırmadan izlemekteyim.)
Mor uzaylı - Ne o, benden kaçabileceğini mi sandın Orkide ?!!
Orkide - (Cırtlak tonla bağırarak) Bırak artık beni.. aramızdaki herşey bitti.. Defol! Çık git hayatımdan .. Sen sadece bir hataydın, anlamıyor musun hala? Tam dünya varmış, mutlu olacam derken…… (sinir krizi…ve ağlar )
Orkide’nin Abisi - Seni yok etmeden bize rahat yok… Al gardını.. en garde..
(Işın kılıçları çekilir. Bu arada son hayatta kalan tayfanın kanlı yaralanma fobisi vardır ve geçirdiği ani füzeli saldırı şokusu yüzünden hipotansiyondan geberir. Düello ise bizim iyi uzaylının feci şekilde can vermesiyle sonuçlanır. 14 dk içinde tam 892 kılıç darbesi almıştır -adamların herşeysi ışık hızında- )
Mor uzaylı- (Gözünü lust bürümüştür).. Artık yanlızca benimsin Orkideeeğğğğ .. İstesende istemesendee….
(Orkide 7. parmağındaki yüzüğün kapağını açar ve içindeki tozu yutar.)
Orkide - Buraya kadar.. Sana asla yar olmayacam (der ve ölür. Mor uzaylı sinirden kalp krizi geçirir veee ….. tabiki ölür)
2 türlü bitirebilirim hikayeyi ;
1) Şeykspir stili : Herkezin ölmesi lazım gelir hikayenin sonunda
2) Kendi stilim : Nasıl istersem
1) Sığınaktan çıkarım, uzaylıların ölü bedenlerine bir süre sulu gözlerle bakakalırım. Yere çökmüş “üff kim gömecek şimdi bunları, gemileri de cabası” diye düşünürken arkamdaki gemiden : ” Attention ! Self-destruction Activated !” anonsu gelir. ” Triiii- Tuuuu-Vannn” …Pufff… Ben de ölürüm.
2) Sığınaktan çıkarım, ne kadar eğlenceli bir gece geçirdiğimi düşünür ve blogda yazacak orjinal malzeme bulduğuma sevinirim. Pembe tokalıyı ise kalbimin olmasa da bahçenin bir yerine gömer, diğer uzaylı kalıntılarını NASA’ya teslim ederim.
Fast-pace action/traji-komik drama story yazdım. Kendimi kutlar & yarışmacı arkadaşları elediğimi düşünürüm.
Finito
Bir UFO gördüm sanki
Olayları dialog şeklinde anlatmayı baya sevdim. Sektör değiştirip senaryo yazıcısı mı olsam acaba? Bi o kaldıydı ztn olmayı düşünmediğim. Ay şekerim, herşeyden anlayınca böyle oluyo insan.. onu mu seçsem bunu mu seçsem bi türlü karar veremiyorum haliyle..
Sadete geleyim. Olası bir UFO karşılaşması esnasında, benimle O’nun arasında gerçekleşmesi muhtemel bir dialoğu müteakkip satırlarda arzı endam ettirmeye çalışacam. Yarışmacı arkadaşlara başarılar.
Evde tekil yaşayıcı bir organizma olarak bilgisayar başında saat 00:17 ‘de, bloguma ne yazsam diye beyaz beyaz düşünürken damdan PAldIrrr KülDürrr sesler gelir. Korkuyla bahçeye çıkar ve yukarı dikerim bakışlarımı. Böle kara şimşek gibi ışıkları yanıp yanıp sönen, boyutları 20 adıma 5 adım olan, estetik fukarası gıp-gri bi uzay gemisi görürüm. Üstünde “Reis” yazmaktadır. Şeklii hafif kompres edilmiş omleti de andırmaktadır. Geminin kapısı, gövdesinin altından vijuvvv efektiyle açılır ve içinden 7 adet bücürük uzaylı çıkar. Aynı filmlerdeki kılıktadırlar. İçlerinden biri makyajlıdır ve saçı olmadığı halde kafasında pembe toka vardır. :)
- Selam Artificial !
- Hey Dostum!! Whazz’up? (elimdeki beyzbol sopasını göz dağı verme amacıyla diğer avucuma hafif hafif vurarak…)
- Bela istemiyoruz tamam mı? (sesi titreyerek)
- Düşe düşe benim mekanı mı buldunuz len?
- Ya abi kusura kalma, hödük şöförün içi yıldızlara bakarken geçivermiş, biz de içerde kapsüllerimizde istirahat ediyoduk afedersin, fark edemedik düşüşü..ve.. böle işte..
- Neyse, bi dahakine muavin fln bulundurun mürettebatta.
- Hazır gelmişken bişiy sorcam abi.. Ot var mı ot?
- Şşşş.. ne otu be? Galaksiler arası uyuşturucu kaçakçısı flnmısın yoksa sen ?!!
- Yokk abi yanlış anladın. İki haftadır inekleri ışınlayıp ışınlayıp duruyoruz kendi gezegenimize ama gözden kaçırdığımız bi ayrıntı varmış. Bizim topraklar….hmm…nasıl desemm… Gobi çölü gibi.. Ottan eser yok. E inekler açlıktan bi deri bi kemik kaldılar. Bi hal çaresi bulabilir misin be kardeş.. (ölü köpek bakışları eşliğinde)
- Sizin lugatta minareyi çalan kılıfına uydurur diye bi laf yok mu?
- O ne la?
- Tamam tamamm..Samanlıkta 10-15 balya olacak. Tanesini 10 liradan satarım.
(Parayı uzatır ama üstünde atatürk değil 3 gözlü 8 kollu bi yaratık resmi vardır)
- Kuzum senin paran burda geçmez. Bozduramam exchange bürosunda.
(Cüzdanının diğer gözünden euro çıkartır )
- Doları bıraktınız he?
- Öyle abi sorma.. Çok değer kaybetti galaxiler arası piyasada. Bak galaxi diyom.. gezegen de değil.. Amerika herkezi etkiliyo gerçekten de.. Hani o hapşırsa biz nezle oluyoruz fln….
( Uzaylılar balyaları gemilerine yüklerler )
- Bu arada damımı/kiremitlerimi & bacamı kırdığının bilmem farkında mısın?
- Evet ya, nerden baksan 1000€ luk masraf var. Bizim durumlar da ortada… nasıl yapsak bilmem ki…
- O zaman hakkımı helal etmem için bi hizmet vereceksin bana.
- Nasıl uygun görürsen abi..
- to be continued- ..Sinan Çetin’i getirin bana..
Neo-Terapi IV
Evvelki Roşe testinin aksine hekim hanım bu sefer gerçek resimler gösterdi ve birer hikaye uydurmamı istedi. Resimler illustrasyondu. Kimileri portre, kimileri manzaramsı, kimileri sinema afişi gibiydiler. Elindeki tüm resimleri göstermedi. Seans 1.5 saat sürdüğünden neden göstermediniz diye sormayı unuttum. Beynim paso bişiyler uydurmaktan, kendisi de uyduruk bir kıvama geldi herhalde.
Ben sallıyorum, kadın yazıya geçiyordu.. Bazı resimler vardı ki hikaye uydurmaktan çekindim. Çok basmakalıp ve kadınlı-erkekli resimlerdi bunlar. Uydurmuş rolü yapmak bile gelmedi içimden. Mesela bi garı, jön türk modundaki bi herifin koluna “nolur gitme” edasıyla yapışmış, adam ise ileri bakarak “bırak beni be kadın, halletmem gereken mühim meselelerim var” sedasıyla cevap vererek uzaklaşmaya çalışıyordu. “Yorum yapamııcam” dedim. Başka bi resim verdi, anlattım bişiyler…. Ondan sonraki resimde ise, yatakta ölü gibi yatan yarı-cıbıl bi garı ve yatağın yanında yüzünü eliyle kapatan şerefsiz bi adam vardı. Bununla de ilgili yorum yapmaktan kaçındım. Doktor hanım anladı tabi neyden kaçındığımı, üstüme üstüme geldi… Utandım ayol…Bazı kelimeler var ki hayatımda kullandığımı hatırlamıyorum ve o resimleri anlatmak için o kelimeleri kullanmam gerekecekti.. Prensiplerimi bozamam arkadaş…
Hadi en orjinal 3 yorumumu yazayım. Aslında orjinal değiller de, siz kendinizi doktor yerine koyun ve bunları duyduğunuzu düşünün hastanızdan: (Aynen şunları dedim, ekleme çıkarma yok)
Resim: Kovboy şapkalı 5 abi yerde, birbirlerine yaslanarak istiflenmiş şekilde kestiriyolar.
Uydurum: Sene 2256.7, dünya tek bir devletin otoritesi altında yönetiliyor. Universiteler, kurumlar, hastaneler ne varsa hepsini tek bir yönetim ele geçirmiş. Dünya kaynakları tükendiğinden XY3001 adlı gezegene suçları muhtelif mahkumları gönderip plutonyum çıkarıyorlar. Bu adamlar ise öğle paydosunda, sondaj sonrası yorgun düşüp uyuyanların resmidir. Psikolog sordu: ” Peki hikayenin sonu nasıl bitiyor?”.. Dedim: Cezalarını çektikten sonra dünyaya geri dönecekler.
Resim: 2 adam birbiriyle fısıldaşıyomuş gibiler
Uydurum:
-Bunlar orman bakanlığında çalışanlardan. Soldaki bakan, sağdaki müşavir. Bu arada müşavir mi deniliyo bilmiyorum. Napar Müşavir sahi?
- Ben de tam olarak bilmiyorum.
- O zaman vezir diyelim. Hatta vezir-i azam. Bir yatırımcı, çok büyük bir teklifle bakana geliyor. Amacı otel yapmak ama bunun için ağaçları kesecek. Keseceği ağaç sayısı kadar yeni fidanları başka bir yere dikecek ammaa bakandan talep ettiği yer mavi bayraklı, herkezin gözbebeği, nadide bir doğaya sahip. Özellikle greenpeace’çiler karşı çıkacak bu yatırıma. Bakana kalsa normalde reddeder ama ahlaksız bir teklifte bulunuyor yatırımcı… 1 milyon dolar.. Bakan şöle bi düşünüyor, ve halkı nasıl ayakta uyutabileceğinin çaresini bulmak için vezirine danışıyor. Vezir sinsi, bakan ise aç gözlü biri gibi duruyor resimde..
- Sonucu ne peki hikayenin?
- Burası Türkiye olduğundan ağaçlar kesilir, otel yapılır.
Resim: (Deviantart’ta görmeye bi hayli aşina olduğumuz) depresyona girip koltukta yıkılıp kalan kısa küt saçlı kadın resmi. Yüzü gözümüyor, sırtı objektife dönük..
Uydurum: 31 Aralık saat 23.00.. Yer Fransa..Yılbaşı yaklaşıyor.. Herkez kutlayacak, havai fişekler atılacak tenekeler çalınacak falan filan.. Bu kız da evinin terasındaki koltuğa oturmuş fişek gösterisini izleyecek. Aynı zamanda çevredeki insanları gözlemleyecek. Tek başına geçiriyor yılbaşını.. Saat 23.59.. geri sayım başlıyor, 10-9-8-7…1—- tam 0 olduğunda gözleri kararıyor ve açtığında kendini gene koltuğunda otururken buluyor..Saat 23.00. Herşeyi hatırlıyor, nasıl olup da geri geldiğine anlam veremiyor.. tekrar saat 23.59 ‘a geliyor..geri sayım başlıyor, 0 olunca gözleri kararıp başa dönüyor herşey… Olay 10 kez tekrar ediyor.. 11 kez ..12 kez.. Bi türlü bitmiyor.. En sonunda zamanın içinde sıkışıp kaldığını anlıyor ve depresyona giriyor, koltuğa yıkılıp kalıyor.
- Peki sonuç?
- Bu böyle mütemadiyen devam etcek.
Bakalım sonuçlar nolcak.. Üstad doktorla randevum haftaya pzrts.. Serinin son yazısını o gün yazmayı umuyorum..
Pre-Terapi III
Bu sıkıcı bi yazı oldu, baştan uyarayım.
2 gündür akşama doğru psikiyatristteydim gene. Dün 550 soruluk çoklu kişilik tanıma testi çözdürdüler. Her 15-20 soruda bir aynı şey farklı cümlelerle sorulmuştu. Doğru-Yanlış formatındaydı. Mesela;
Sevdiklerimi incitmekten zevk alırım - Doğru.
Gizli bir örgüt tarafından takip edildiğimi düşünüyorum- Yanlış.
Başkalarının, kendi çıkarları için yalan söylemesini doğal karşılarım -Doğru.
Testin Batı insanına göre gene Batılılar tarafından hazırlandığı kabak gibi ortadaydı. Bu arada bunun böle olduğunu herkez anlayamaz, bunu ingilizce dilinin “dünyasına” olan vukufiyetimden ötürü farkettim. Neyi nasıl düşünüp, onu ölçmek için nasıl soracaklarını iyi bilirim (Kendimi övesim geldi çok, müsadenizle..öhömm..). Soruları tek başıma bi odada çözüyordum, psikolog hanım arada bir beni ‘nasıl gidiyo’ diye kontrole geliyordu, ben de itirazlarımı savuruyodum:
- Bu test belli ki batıdan gelmiş, beni ölçemez ki. Doğru sonuç vermez..
- Buradaki heyet tarafından Türk kültürüne uygun hale getirildi, merak etme.
- Sadece word to word tranlation’la mı yapmışlar, yoksa … ( cümleyi tamamlayıp kendimi ifade edemedim o an; sorularda ölçülen şeyin bizim hayatımızda cereyan ettiği şekliyle sorulması gerektiğini söleyecektim, amerikanların hayatınlarındaki şekliyle değil)
- O uyarlamalar yapıldı… çöz sen, her ne kadar inanmasanda …
- Peki, öle olsun.. (odadan çıktı)
” Tiyatro severim”- Doğru… (aradan 50-60 soru geçiyor)
” Gazeteci olsam tiyatro yazıları yazarım”- Yanlış.. Tiyatroyu sevince göyya tutarlı olmam için gazeteci olunca tiyatro eleştirileri yazmam gerekiyor ya… Hey gidi hey.. Aynı sorunun sporlu olan versiyonu da vardı.. Ulan !, üniversiteye kadar top delisiydim, ama maç izlemeyi hiç sevmezdim.. Bu tutarlılık ölçüsümü mü şimdi?
Etik değerlerimin varlığını ve dini inançlarımı ölçen sorular vardı ki adamların direkt kelime çevirisi yaptığı remsen akıyo..
“Kuran’ı sık sık okurum”- Doğru.. Orjinal testte kesin İncil yazıyodur. İyi de iki kitabın içeriği farklı aynı etkiyi nasıl yapsın psikolojik olarak. Ölçümün subjektifliğine bakarmısın. Bir tane incil hafızı duymadım dünyada. Din mensuplarının profil farklılığını bilim dünyası nasıl gözardı eder.. Türk bilim(!)adamları(!) eder, akıllarına bile gelmemiştir… şaşmamak lazım..
“ Namazlarımı sık sık yada eksiksiz kılarım”- Doğru.. Orjinalinde kesin pazarları kilisiye giderim yazıyodur. Biri her gün 5 defa diğeri haftada bir kez brunch misali. Bu iki eylemi yapan iki insanın aynı piskolojide yada din bilincinde olması mümkün mü? …Ay dayanamııcam.. anlatmak bile oynatıyo çivilerimi..
Kötü alışkanlık ölçmek için;
“Alkol kullanırım” - Yanlış .. iyi de ben alkolü haram olduğu için mi kullanmıyorum yoksa kötü alışkanlık gördüğüm için mi? Arada sıradağlar kadar fark var. Batılar için alkol=haram kriteri yok. Ama müslim ise test olan, inandığı halde uygulamaması gibi psikolojik&eylemsel bi durum daha işin içine giriyor. Hatta ve hatta sopa zoruyla mı içmiyorum (yani haram olduğu için işleyince ateşe girme posibilitemin artacağını düşündüğümden mi) yoksa sadece Allah istemediği için, gönülden razı olduğumdan mı ?
Sorular o kadar sığdıki aslında..eVet evet SIĞ tek kelimeyle.. zaten 550 soruluk bi testin tematik&semantik&psikilojik ölçüm yapısını akılda tutup hazırlayabilen şey insana ait olamaz..
Kadın sonra bir kez daha geldi ve şunu sordum;
” Şeytan ve cehenneme inanıyorum” .. nasıl cevap vereyim buna? benim şeytan kavramımla soruyu hazırlayanın sorduğu şeytan aynı değil ki? Onun kastettiği şey üzerinden soruyu cevaplamış olmayacam.
- Sen nasıl inanıyorsun?
- Şeytan mefhumu insandaki kötü huyların (soyut düşünce yeteneği gelişmemiş toplum ve bireyler için) somutlaştırıp sunulmuş şeklidir. Yani bir yaratık değil. Ama soruda genel geçer şeytan kavramına olan inancım soruluyor..?!
- Soru esas ahiret inancını soruyor sen de onu düşünerek ….
Bu arada soruların düzeysizliğine kızdığımdan, konuşurken ses tonumun yükselmeye başladığını farkettim. Kadınla azarlarmış gibi konuşur gibi oldum bir-iki cümle; “Dur olum sakin ol, karşında bir hanım var, kibar ol, o bi doktor, düşman değil” .. Karşımda erkek bir doktor olsaydı güdümlü uçan kafayı çoktaan atmıştı herhalde…
Her ne kadar testi yetersiz bulup, o kadar para bayılıp cevapladıysam da bunun acısını ertesi gün çıkarma ümidiyle oradan tıpış tıpış ayrıldım..
Kafadan Kontak II
Roşe testisi su yolunda kırılır.
Bu uzun bir yazıdır.
Su gibi akıcıdır.
Rorschach test’ini filmlerden hatırlayacaksınız. Hani mürekkep saçılmış kartonlara baktırıyor doktor ve ne görüyosun söle bakim diyor. Ona göre sapık/ manyak/ cani/ kısa devre yapmış tanısı koyuyor.
Bu kez bağyan bi saykolog ilgilendi. Büyük ihtimalle nefret etti benden gibime geliyor. Saçma sapan yerlerde kahkahamsı gülüşler attım ki benim bile gözüme battı. Yaptığım yorumların komik gelmesi gerektiğini düşündüğümden böle yaptım ama ortam Bostancı Gösteri Merkezi değil ki.. O da bana son yıllarda gördüğüm en en en en sahte gülücüklerden bi sürü atmak zorunda kaldı..
Muayene(!) ofisleri = bildiğin iş yeri.. Hastalar gelir, testler yapılır ve sonra evli evine köylü köyüne. Hasta-Hekim ilişikisi mekaniktir. Ne de olsa ben yıllardır karşılaşılan binlerce benzer vakalardan biriyim. İnsan değil de Biolojik canlı muamelesi göreceğim elbette. Neyime güldürmek, eğlenmek. Humanist olanda hata.
Gelelim simetrik mürekkep saçılmış kartonlara (ebatları 1.5 karış x 1 karış kadar). 3 tanesi kırmızılı/yeşilli/ sarılı/ mavili renkli, gerisi siyah, siyahların içinden 2 tanesi ufak kırmızılı mürekkepli. Kabaca tarif ettim, günün birinde siz de maruz kalırsanız spoiler olmasın.. Verdiğim cevaplar arasında şunlar vardı :
” metamorfoz geçirip yarasaya dönen kel adam”
” smashed arakne” (kadın anlamadı böyle deyince, Türkçeye çevirdim akabininde; ezilmiş örümcek)
” panama kanalı”
” esas hayatları daha renkli olduğu halde sosyal maskeler takıp seviyelerini çevrelerine düşük gösteren nobran insanlar”.
Saykolog hanımın (yaşı benimkinden taş çatlasa 5 fazladır) beni olması gerektiği gibi değerlendirebileceğini HiiiÇçç düşünmüyorum. Bi kere benim dünyama vakıf değildi. Ona yabancı bir hayat sürdüğüm ortada. Düşünürken kullandığım kavramlar/olgular farklı. Mesela;
- Pattern görüyorum burda
- Pattern ne?
- Döngü
- Ne döngüsü?
- Sadece döngü
- Biraz teknik bi terim, biraz açarmısın?
- hani sayılar vardır 1 artar sonraki 2 artar sonraki 3 artar….dizideki 6. element boş bırakılır bizden bulmamız istenir, biz de evvel ki sayılara bakarak paterni bulmaya çalışırız fln..
- Sayı sistemlerimi?
- Hyr hyr…!..
- Kendi içinde bir sisteme sahip olan şeyler mi?
- Eh evet ..öle diyebiliriz… Ama salaklık bende, mevsimleri örnek versene.. gittim zeka sorularından örnek verdim :)
Başka bir resimde;
- Bu resim mayt (mite)’ a benziyor
- Mayt ne?
- Hani var ya halılarda fln yaşar, küçük böcekler
- Biz ona akar diyoruz ama…
- Evet, akar
- Mite ne peki?
- İngilizcesi galiba
- Doğrudur…
- Peki nerden aklına geldi? (bi kaç sn evvel “MR ve benzeri görüntüler” demiştim)
- Hani atomic force mikroskopun ( bununla atomları çekiyolar ama kadın bilmediği için anlamadı :) ) yada elektron mikroskopun çektiği görüntüler olur ya kitaplarda, genelde oraya miteların resimlerini koyarlar, bende ordan şey ettim.
Haydaaaaa…. Seansın başında benim gözümle bakmaya çalışması gerektiğini kendisi de ifade etti ama bunu nasıl yapacak sorması ayıp?? Üstelemedim bu konuyu orda yoksa kadını aşağılamış gibi duracaktım.. Madem güvenmiyon neden geldin kardeşim der. Tabi bu kaçamak bi cevap olur ama haklılık payı var (10%). Ayrıca bi erkeğin bir erkek hastayla ilgilenmesi gerekir (psikoloji meselesi bu hatırlatırım). Bayanların bakışı çok farklı dünyaya. Ve dahi olayları değerlendiriş şekli. Ve dahi genel kültürü.. Beni yorumlarken bazı şeyleri “varsayması” gerekecek. Herhalde böle düşündü de böle dedi diicek. İş sanrılara kaldıysa yandık. Erkeklerin analitik yeteneği doğuştan daha superior. Sexual discrimination yaptığım manası çıkmasın burdan. Bayanların da idrak gücü ve ayrık olayları birbiriyle relate etme kabiliyeti bariz kuvvetli. İkisi bi adam anca ediyo başka deyişle, neyse…
Üstad hekimin tespitleri için “acaba?!” duygusuna kapılmıyorum çünkü biliyorum ki adam beni anlıyor. Birikimi beni rahatlıkla ihata(kuşatmak,sarmak) ediyor. Kadın böle değildi.. Sonuçları okuyayım da bi female’a nasıl gözükmüşüm onu anlıyım bari.. He bi de odaya girerken kadın beni kapıda karşıladı.. elini uzattı… ben: “tokalaşmasakkkk…” diye savuşturdum (yabancıların bana dokunmasından nefret kere nefretim).. Nedenini de açıklayamadım o an; dakka bir gol bir uyuz olmuştur herhalde.
Ailenizin Piskopatı
Her türlü arıza bulunur ! 
Laf olsun diye bişiyler doldurmak istemiyorum, bundan kelli günler sonra yazcak birşey anca oldu. 2 gündür psikiyatriste gidiyorum. Adamın 37 Tübitak ödülü mü teşviği mi ne varmış. Rekor kıran bi hekim. Beynine sağlık. Üstad gerçekten. Odasına babamla beraber girdim (babamın da doktoruydu, bi görmek istedi herhalde). Adam enerjisi çekilmiş gibiydi, gözleri ve yüzü donuk bakıyordu. Sonra anladım ki adam inceleyerek bakıyor, kafada 1001 tane analiz koşarken yüzündeki enerji haliyle beyni tarafından çekilmiş oluyor. Babam 5 dk sonra saha dışına alındı ve karşılaşma başladı. Ben deplasmandayım. Neyseki elim boş gitmemiştim, evvelden wiki’den zilyon sayfalar okuyup piskolojiyle ilgili terimleri &belli başlı hastalıkları ezberlemiştim. ( Hava atcak malzemem illaki olmalı :) ) .
Seans, 45 küsür dakka sürdü, kendimi ultra hızlı konuşmama rağmen tam olarak ifade edemedim. Ayrıca önce beni tanıması lazım ki neyi niçin yaptığımı bilsin ondan sonra hastalık eseri mi öle davranıyorum yoksa bi mantığı varda mı öleyim karar verebilsin..Yanlış mıyım a dostlar?.. Bunun için benle 1 hafta geçirmesi lazım tabi.. Bu psikiyatrik karşılaşmaların tamamı bana oyun gibi geliyor; zihinsel köşe kapmaca. Karşımda bi üstad beni extensive bilgisiyle çözmeye çalışıyo ve ben de armut topluucam he?!!!. Elbetteki kolay lokma olmuucaktım. Bana kızacağını bile bile (nerdeyse her üstad doktor böyledir çünkü) burçlardan mevzuyu açtım bi şekilde. Daha kolay gardımı alıp manipule edebilecektim onu; Oğlak imiş. Kısaca “her insan özeldir, nasıl olurda 12 ye indirgersin insan davranışlarını ?!” diye kendince beni altedecek bi sav ortaya attı ama ben bu soruya yüzyıllar evvelinden hazırdım ve hemen matematiksel cevabımı verdim. “ Ne 12 si doktor bey, 12 faktöriyel”. Halbuki 12 faktöriyel de değildi, hata yaptım heycandan o an.. 12 üzeri 12 olacaktı .. Ekledim: “Ben de onu diyorum işte her insan kendine özeldir.” Adamı uzmanlık alanının dışına çıkarıp kendi sahama çekmeye çalışınca “çanlar kimin için çalıyo?” oldu. Penaltıdan gol attım bu sayede. Ama seansın ilerleyen anlarında onun attıkları rövaşatayla atılmış gibiydi (yaş ve tecrübe faktörlerini hesaba katıp normalize edersek skoru, berabere kaldık diyebilirim.)
Neyse, sonuçta “sepet” diye tabir ettiği bi sürü hastalığın beraber bulunduğu bir bünyeye sahipmişim. Sosyal fobi, kanlı yaralanma fobisi, Obsesif kompulsif disorder. Ben anlattıkça hastalık sayım artıyordu. Bi 45 dk daha kalsam 2 hastalık daha çıkardı herhalde. Adam benle 1 hafta yaşasa “sen komple manyaksın nereni düzelticezz bilemiyorum. Dünya kamuoyunun selameti için ölmelisin” der. Seans sonrası içerde bekleyen babamı da çağırdı. Durumları anlattı ; aslında sevimli bi tip olduğumu ve entellektüelitemin yüksek olduğunu ve bi asistan kadar bilgili olduğumu, zeki insanları tedavi etmenin kendisine zevk verdiğini, çünkü aptalların gene aptal kaldığını ve bi işe yaramadığını söledi ki müşteriyi memnun etme taktiğimi yoksa seans sırasında bahsettiğim gibi adamın bazen sigortasını attırır gibi olmuştum, benle ilgili düşüncelerini pozitif tutmak için bunları seslendirme ihtiyacı hissettiğinden mi anlamadım..(çok uzun bi cümle oldu, farkındayım :/ )
Ailenizin saykosu yeni maceralarıyla devam edecek.. Bekleyin anacım.
Yarışım Round 2
- Round 1 ‘in devamı - spoiler gibi olmasın ama çok acıklı bitiyor sonu.. mendiller fora…
A:Evett, mistik genç bir delikanlı, hayatının baharında ve uçamıyor. (a little pause).. Sen Hiç ateş böceği gördün mü Arti?
B:Gördüm tabi, yeşil, ışılı mışıklı, minyatür ufo gibin bişiy.
A: O halde sonraki sorumuz hayvanlar aleminden senin için geliyor. Hangisinin erkeği gebe kalır?
a)deniz kızı b)bülent ersoy c)deniz atı d)amip
B: Deniz atı, son kararım !
A: Ben Kenan Işık’a mı benziyorum?
B: Ayy pardon hocam, alışkanlık işte..
A: Nasıl yani sen durmadan kim 500′e mi çıkıyosun ki alışkanlık oluyor?
B: Evvelden beri izliyorum, taa liseden. Ama sanki sizde ufak bi kıskançlık sezdim hocam. Kenan Işık’la aşık mı atıyosunuz yoksa?
A: Bak genç adam! Ben birileriyle yarışmam. Aynı kulvarı bırak aynı stadda bile olmam. Benim onayımı almadan yarışanlar olursa stadı kapatırım icabında. Umarım tahayyül edebiliyosundur.
B: Aman hocam yanlış anladınız beni..!
A: Ortaya çamur bırakıp “kim bıraktı bunu yahu” ayaklarına bürünme ey genç adam.. Hani masum mahcup çocuk numarasını yer ya saftirik insanlar… ben onlardan değilim, kiminle dans ettiğine dikkat et, ayağına basarım adamın..
B: Afedersiniz.
A: Af ediyorum. Bana deniz atını tarif eder misin Arti’cim?
B: Ya böle pörtlek gözlü, at yüzlü, kanatsız/süzgeçsiz/yüzgeçsiz, kuyruğu kıvrık, tipi kayık, su içindeki tüm hemşerilerinin aksine dikey duran bazen de çaprazlaşan, sevimli, teddy bear kıvamında diye tarif ettiğimiz oyuncak kılıklı bir mahluktur.
A: Hayatımda duyduğum en vurucu deniz atı tarifiydi. Gerçekten görmüşe benziyosun. Eğer finale kalırsan başka hayvanları da tarif ettiririm. Peki bu atlarla “Altılı” oynanır mı?
B: Niye olmasın hocam, jokeyleri biraz minik olmak zorunda sadece. O ebatlardaaaaa….. “ceninler” var aklıma gelen. Belki onları iyi eğitirsek deniz atlarını sürebilirler.
A: Pekiğğ ! Dönüşü olmayan bi yola girelim mi?
B: Hocam ben çıkmaz sokaktayım yıllardır. Sorunuzu daha pozitif sorsanız rica etsem?!
A: Sn. Seyirciler, bu akşam pek hazin ve mistik bir genç adam, yanında bir hint fakiri ve onun da berisinde bir aslan terbiyecisi hayatın ta kendisi Şansa Bak’ta birbirinin gözünü oymak için fırsat kolluyorlar… (kıza döner) Duracell var mı kızım?
Kız: Yokh Ahmet Beğğğ.
A: Kalbim daha fazla dayanamıcak, kızım koş reciden kap gel bi tane… (kız studyodan çıkar)
B: Hocam bişiy sölemek istiyorum. Nice insanlar gördüm ztn yoktular.
A: Aha… şizofrensin..(kormuş yüz efekti yapar, gözlerini kısar). Bu arada demin kız vardı, şimdi yok eğer onu kastediyosan..hmm.. şizofren bile değilsin sen .. bana ayak yapmaaa!!! (sırıtır pis pis)
B: Yok.. yani.. edebi bi ambians oluşsun diye şey ettim
A: Niye? çok mu avam geldi studyo ve ekibim?
B: Biraz yalın gibi sanki; dekor, mantar buton, dönen plastik çark vs.. bi siz renk katıyosunuz..koyu yeşil…
A: Evet delikanlı, paraya para demediğimdendir. Buradaki en pahalı parça benim. 1000 kontör neyse ben de oyum. Diğer herşey 100 ve 250 lilik .. 500lük bile yok bilmem farkedebildin mi?
B: Gözlerim kamaşıyo, biraz başka tarafa bakar mısınız mümkünse?
A: Hahoho.. Sevdim seni genç adam. Çok spontensin. Gel senle bir anlaşma yapalım; şayettt… finale kalırsann… çekiliş yok kura yok….. Yarın Sen Sun Programı.. !!
Ben: Ama hocam, benim dünyaya sunacak neyim var ki?
Yarışma Round 1
Bazen kendimi popüler yarışma programlarından birinde hayal ediyorum. Nasıl konuşurum, nasıl laf koyarım, kazandığımda ne tripler yaparım vs vs.. Bu sefer Şansa Bak’tayım. En adrenalin dolusu bu zira. Ahmet Çakar’ın gestalt psikolojik tahlilleri inanılmaz. Beni kıskıvrak yakalayabilir üstad. Ben de az değilim tabi, sonuçta oraya kapışmaya çıktım , yarışmak bahane. Hafif ukala ama mütavazi, bilgiç ama tecahülü arifçi beyanlarımla türk entertainment industry’sinin göz bebeği hatta retinası (unique) olabilirim… Tek ihtiyacım olan şey studyoda rahat hissedebilmek..
The text below should only be read by keeping A.Çakar’s mimics&expressions in mind. Bu okumanızı 5.5 dk uzatacak ama vitamini orda unutmayın…
Ahmet Çakar: Sen de kimsin genç adam?
Ben: Hocam mümkünse kendimden bahsetmesem olmaz mı?
A: Neden, birinden mi saklanıyosun?
B: Hyr, böyle daha mistik hissediyorum sadece. Bi dumanlar eksik alttan efendim.
A: Reji !.. Sis makinasını getirin lütfen. Burada genç bir arkadaşımız kendisini uçan halının üstündeki tiplerden sanıyor.
B: Yok hocam o kadar da değil. Konsept olarak şey ettim ben sadece…
A: Uçan halıda bir konsept değil midir? Bir daha düşün istersen.
B: Hmmm..yolda bozulur,dikişleri sökülür fln, aşşaa düşerim müşerim, iş açmıyım başıma akşam üstü akşam üstü.. Hem ehliyetim de yok.
A: Pekiğğ ! Düğmeye bas o zaman.
Dım dım dım tımm tımmm dım dım dım tım tımmm ….( çark dönerken çaldıkları o saçma afrika tam tam müziği )
- Tebrikler!! 100bin YTL (kız diyo)
- to be continued-
Kurşun Yazgaç
Kalem yerine yazgaç diyen ilk benim galiba. Halis mulis Öztürkçe efendim. Kulağa bile 1000 yıllık esintiler eşliğinde geliyor, öyle değil mi? Titreyip kendimize de gelmişizdir umarım.
Kurşun askerlerin eline kurşun kalem verelim silah yerine. Kalem kılıçtan keskindir imajı çizsinler. Hatta böyle bir fotodan harika dershane afişi olur.
Kurşun kalemin ismi niye böyle? Amme hizmetinde sınır tanımayan bir bünye olarak açıklıyim bari (hadi gene iyisiniz). Kurşun bildiğiniz gibi periodic tabloda Pb ile temsil edilen, ısıyı adam gibi iletmeyen, 300 C’de eriyen, gri renkli mantıksız bir elementtir. Tarihte ilk kalemler kurşundan yapılMamıştır. He he.. yapılmıştır diyeceğimi sandınız di mi?! Ayakta okumayın yazdıklarımı; her an tufaya düşürebilirim.
Bizim kurşun lakabını taktığımız şey gerçekte karbondan oluşan Grafit’tir. 16. yy.’da grafitiyle kağıda yazılabileceğini fark eden kaşif onu bir çeşit kurşun sanmış (rengi gri ya). İşbu sanılgı 200 sene sürmüş ve yaklaşık 5 jenerasyon bu safsatayla büyümüş. Haliyle literatüre yanlış kazınmış. Kimse de istifini bozup “karbon yahu bu, bi el atın da değiştirelim” dememiş.
Annem çok korkardı kurşun(!) tozlarından. Ne de olsa ultra toxic öldürücü bir metal!..Süt koymuş mesela önüme, elimde kalem varsa uzaklaştırmamı, sütün üstünde gezdirmememi, olası toz düşümlerine karşı uyanık olmamı telkin ederdi. Neyse ki sonra büyüdüm de yüzlerce saçma düşünce ve örfü yıktığım gibi bunu da yerle bir ettim.
Ve artık ebedi istirahat-gahıma çekilebilirim….
Seyrü sülük’e bakış…
HayatıMa sahip çık, başkası çıkmadan..!
Yazdıklarımı değerlendirdim de.. Ne kadar pesimist yahu… Hata bulucu ve sonra da düzeltici rolündeyim hep. Elinde matkap, sesi çatlak, beyazlı siyahlı kırçıllı saçlı, 59 yaşındaki kadın ilkokul öğretmenleri gibiyim. Güzel bakan güzel düşüneceğine göre (ve dahi vice versa), bende de böle bi özellik 20 senedir pörtlemediğine göre pesimist kalmaya devam edecem. Bakın son cümlem de - yüklü. Vay canına sinir hücrelerim beni ele geçirmiş. Kendimi kontrol eden ben miyim gerçekten acep? Düşünüyorsam varım ama bi başkası da var galiba..! Hücrelerim varlıklarının bilincinde olmalılar ve bana kısıtlı kuıllanıcı hesabı açıp kendilerini admin ilan etmişler. Belki de sırası gelince bana bascaklar tekmeyi, belki de dalcaklar tekme tokat..insaflarına kalmışım artık..
Bir ben var ZihinCell’den içeru..
Hemen bi acil eylem planı yapayım gayri:
1) Eski nöronları komple söküp yenilerini ekme
2) Eskilere kendi aralarında son bi kez yeni networkler oluşturma fırsatı verme.
3) Darbeci nöronları eskilerin üzerine salma
4) Eskilere yardım kisvesinde, gayet cabbar ve inovatif nöronlar için oturma & çalışma izni alma
5) Eskileri geleneklerinden kopartıp dejenere etme
6) Elimin kolumun basbağlı olduğuna kanaat getirip, boynu bükük alnı çökük çehremle, yusyumru spinal cordumun da desteğiyle(!) ayak parmak uçlarıma bakma
Yukarı yazılan maddeleri bir başkasının yazısı olarak okusaydım kesin şöyle yorumlardım:
Bu vatandaş bi sorunla karşılaştığında sırasıyla şu stepleri dener;
1) Bozuk olan şeyi toptan atıp yenisi alır
2) Bunu yapamıyorsa tamir edip düzeltmeye çalışır
3) Düzeltemediyse harici ama sert bir yollu yardım ister
4) Sert yardım sökmezse kuzu postunda yardım ister
5) Gene düzelmediyse bana yar olmayan kimseye olmamalı deyip onu yok eder
6) Yok da edemiyorsa küser
Yazı nerden başladı nerde bitti, dikkatinizi celp ederim Sn. izliyiciler..
Risk Averse Society
Risk kavramı yaşın artmasıyla bünyemize giriyor…hımm hissediyorum… Çekingenlik kılıfı içinde zuhur etmekte. Belki doğuştan gelen default kişiliğin oturmasından, belki de toplumsal empozelerin çöreklenmesinden ötürü evhamlar, acaba’lar yaşamımızda mesken ediniyor. Sonuç ise hem iyi hem kötü. Riskten kaçınmak körü körüne yapılan moronic hatalardan alıkoyar. Bunun karşılığında Girişimcilik katsayısını düşürür. Ben buradan girişimci karakterli insanların çocuk kalmayı başarabilenler olduğu sonucunu çıkarırım. Aslında çocuk değil de teenager demek gerek. Belki tam teenager da değil çünkü olgunluk ve sabır da lazım. İleri görüşlü olmak da yetmez, hiç bi zaman miyoplaşmamak lazım. Duygusal kondüsyonun öle böle fit olması lazım. Ceplerin az buçuk şişko olması lazım. En önemlisi ise herşey büyük ihtimalle from stratch’ten oluşturalacağı için, ikide bir çıkan abzürd sorunlara real-time tabanlı exress çözümler üretebilmek lazım. Beyin, zihin, ego, super-ego hepsi senkronize çalışmalı ki girişimci motivasyonunu kaybetmesin. Kaybetse bile standart sapma değerleri dahilinde toparlanabilsin.
Üzümler bakışarak çürür dimi? Ben bile şu ayrık yaşamımla etkileniyorum karşılaştığım insanların düşünüş algoritmalarından. Bana en ters olanlarından bile. Kısaca ceza sahasına girmeden şut çekemeyen insanları çevremde tutmamam gerek. Yada asimile etmeliyim. İkincisi çok daha eğlenceli ve denemeye değer…!

